Toplumsal Barış ve Eğitimin Rolü

Reklam

Şiddet Kültürü

  1. R. Gurr şiddeti “bilinçli olarak sakatlamak, yaralamak ve yok etmek amacıyla kuvvet kullanımı” olarak nitelemektedir. Ona göre şiddet kullanımında “kızgınlığı teskin etmek, intikam almak, övünmek, başkalarını korkutmak” gibi öğeler bulunmaktadır.

Bununla birlikte inanca dayalı dogmatik öğretiler, farklı fikirleri kabullenememe, demokrasinin iktidarlarca yozlaştırılması, çoğunluğun tercihlerini kabullenememe, azınlığı yok sayma, siyasal güvensizlik, kültür bunalımları, ataerkil yapı ve benzerleri şiddeti besleyen;  evde, okulda, işte, yaşamın her alanında genişlemesini sağlayan tanıdık davranışlardır.

Şiddetin kültüre evrilerek, geniş kitleleri etkileyen bir rüzgara dönüşmesinin ardından birçok defa toplumlararası sözleşmeler ve yaptırımlar kaleme alınmıştır.

İngiltere’de Magna Carta (Büyük Sözleşme)’nın üzerinden 803 yıl geçti,

Amerikan Bağımsızlık Bildirisi üzerinden 242 yıl geçti,

Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi üzerinden 229 yıl geçti,

“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi üzerinden 70 yıl geçti.

2018 yılındayız…

Tüm acılara rağmen;

Savaşlara, teröre rağmen;

Aşırı hırsların, haksız zenginliklerin, orantısız gücün zararlarını defalarca yaşamamıza rağmen;

Toplum sözleşmelerine rağmen;

Şiddetsiz bir yaşam biçimi dünyaya egemen olamadı.

Derin çatışmalar ve acıların yaşandığı adamızda da şiddet kültürünü canlı tutarak menfi sonuçlar alınabileceğine kanaat getiren grupların varlığı halen devam ediyor.

Farklı düşünceleri susturmak için şiddeti bir araç olarak gören; yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, ırkçılık ve şovenizmi öne çıkaran ELAM ve benzeri gruplar korku ile fikirlerinin yaygınlaşması için şiddete başvurabiliyor. ELAM, Kıbrıslı Türklerin araçlarına birçok defa saldırarak seyahat özgürlüğünü hedef almış ve nefret suçu işlemiştir.

İnanca dayalı dogmatik öğeleri bir yaşam biçimi olarak öne süren, bu yönde toplumsal ve siyasal baskı kurmaya çalışan dini vakıflar, cemaatler, kilise ve benzerleri de şiddeti örgütleyebiliyor. Birçok defa öğretmen sendikalarının laik ve bilimsel duruşundan rahatsız olan din tüccarları nihai hedeflerine çomak sokulmaması için mağduru oynayarak, sendikalara karşı yürümüş, sosyal medya trolleri ile ifade özgürlüğüne saldırmıştır.

Siyasal çıkarları veya zümresel ekonomik menfaatleri için iktidar araçlarını kullanan siyasi partiler de zaman zaman şiddet çağrısı yapabiliyorlar. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü noktasında eleştirilere karşı açık olamayan UBP ve bazı belediyeler iktidar araçlarını kullanarak bir takım örgütleri harekete geçirmiş; olaylar saldırı, vahim zarar, linç ve meclisi itibarsızlaştırma boyutuna ulaşmıştır.

Dini öğretiler, ataerkil toplum yapısı, kültürel eğilimler veya aile içi davranışların birikimi de bireysel veya kolektif olarak şiddeti insana karşı bir araç haline getirebiliyor. Çocuklara uygulanan şiddet ve kadın cinayetleri toplumsal rahatsızlık verecek boyuta ulaşmıştır.

Şiddet evden okula, okuldan topluma, toplumlararasına;  bireyden gruba, gruptan devlete, devletten herkese karşılıklı olarak birbirini besleyerek bireysel olarak, örgütlü olarak, terör olarak, baskı aracı olarak karşımızda duruyor.

Eğitim de bundan payını alıyor. Öğretmenden öğrenciye, öğrenciden öğretmene, aileden öğretmene, aileden çocuğa, öğretmenden öğretmene, toplumdan öğretmene, öğrenciden öğrenciye zorbalık ve mobbing yaygınlaşıyor. Okullarda, çocukların arasında, şiddet bir iletişim olarak karşımızda sorun olarak duruyor. Çocuklar birçok defa iletişimi kullanmak yerine, fiziksel, psikolojik veya sosyal şiddete başvuruyor.

Barış kültürü eğitimi

Barış kültürü eğitiminin UNICEF tarafından yapılan tanımı şu şekildedir: “Çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin içsel, kişilerarası, gruplararası, ulusal veya uluslararası düzeyde hem fiziksel hem de yapısal şiddeti önlemeleri, çatışmayı barışçıl yollarla çözmeleri ve barışa yol açan şartları yaratmaları için gerekli olan bilgi ve becerilerle donatılarak, tutum ve değerlerinde değişiklikler yaratılması, bunun sonucunda da davranışlarında olumlu değişimlerin oluşturulması”

Johan Galtung göre “Gerçek barış ancak herkesin sahip olduğu potansiyeli eksiksiz ve kesintisiz bir şekilde yaşayabilmesi ile mümkün olur. Burada amaç çatışma ve anlaşmazlığın ortadan kaldırılması değil, onu doğru yöneterek yapıcı ve yaratıcı çözümler bulmaktır. ‘Barış Kültürü Eğitimi’, temelde empati kurabilmeyi, önyargılarımızın farkında olmayı, öfkeyi yönetebilmeyi, affedebilmeyi, aktif dinlemeyi ve anlaşmazlıklara şiddet içermeyen, yaratıcı çözümler bulmak için gereken becerileri öğretir.”

Barış kültürünün yaygınlaşması için ne yapabiliriz?

Şiddetsiz bir hayata yol alabilmek için, uzun yıllar sürecek bir toplumsal eğitim modelini Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi için hedeflememiz gerekmektedir. Ancak, toplumun iletişim dilini şiddetten arındırmak için sadece eğitim sistemi içerisinde teorik değişiklikler yapmak yetmez.

Bunun yanında:

Evde, okulda, medyada, siyasette,  kitaplarda, internette kullanılan dil üzerinde toplumsal uzlaşı sağlayacak “Medya Etik Kurulu” benzeri mekanizmalar kurulmalıdır;

Şiddetin her türlüsünü önlemek adına, eğitim sisteminin dönüştürülmesinin yanında hukuki boyut da düşünülmeli, yasalarla desteklenmeli ve oluşturulacak mekanizmalara yasal yetkiler verilmelidir.

Eğitim Sistemi’nin yapısı ‘nasıl bir insan, nasıl bir eğitim, nasıl bir okul istiyoruz’ sorularının cevapları olan insan hakları, eşitlik, adalet, barış, özgürlük temaları ile kurgulanmalıdır.  Eğitim ile ilgili mevzuatlar, eğitim ortamları, okullar, ders kitapları, öğretmen yetiştirme sistemi ve eğitim programları buna göre düzenlenmelidir;

Laik, bilimsel ve kamusal eğitim yaygınlaştırılmalı, insan hakları, çocuk hakları, trafik eğitimi, barış eğitimi, felsefe, sosyal beceri gibi dersler ve benzeri projeler eğitim programlarında yer almalıdır;

Eğitim Bakanlığı ve yetkili organlar güvenilir kurumlar haline dönüşmeli, siyasetten arındırılmalıdır;

Öğretmen sendikaları ile işbirliği geliştirilmelidir;

Anne baba eğitimi devletin zorunlu bir politikası olmalıdır;

Okullarda rehberlik hizmetleri verilmelidir;

Çocuğunun eğitimi ile ilgilenmeyen veya akran zorbalığına göz yuman aileler ile ilgili sosyal hizmetler ile okulların işbirliği artırılmalıdır;

Çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı bir eğitim vizyonu benimsenmeli, din kültürü seçmeli ders olarak eğitim programlarında yer almalıdır;

Demokratik ve ayrımcılıktan arındırılmış, Kıbrıs’ın bütün etnik ve kültürel gruplarından öğrenciler, öğretmenler ve ailelerin okullardaki karar alma süreçlerine dâhil edildiği demokratik bir okul ortamı oluşturulmalıdır;

İçerisinde öğretmen, yazar, gazeteci, sosyal uzmanlar, iş insanları ve vekillerden oluşan şiddetsiz iletişim grupları kurularak yaşamın her alanında ortak dil oluşturulmalı, bu yönde kampanyalar yapılmalıdır;

İki Toplumlu Eğitim Teknik Komitesinin organize ettiği ‘IMAGINE’ eğitim programı; KTÖS, PROODEFTIKI ve AHDR’ın ortak projesi olan toplumlararası çocuk korosu ve benzeri projeler her iki toplumun eğitim sistemi içerisinde kalıcı ve sürekli olarak yer almalıdır.

Üç olumlu örnek

KTÖS’ün “Dünya Çocuk Hakları Günü”nün dolayısı ile ailelere, öğrencilere ve öğretmenlere yapmış olduğu çağrı, bu özelde çocuklar için çocuk hakları afişi ve öğretmenler için örnek ders planları hazırlaması toplumsal barışa doğru atılmış bir adımdır.

“Kıbrıs’ta yaşayan tüm toplumlardan çocukları, birçok dilde birlikte sevgi, barış ve arkadaşlık şarkıları söylerlerken izlemenin ve dinlemenin, barış içinde birlikte yaşama mesajını güçlü bir şekilde dile getirebileceğini” somut olarak ifade eden toplumlararası çocuk korosu barış kültürü eğitimi çalışmaları için güçlü bir veridir.

“Barış kültürü eğitimi ve şiddet kültürünün bir parçası haline gelen önyargılar, ayrımcılık ve benzeri konularında ara bölgede iki toplumun okullarının buluşacağı” ‘IMAGINE’ projesinde öğrenciler doğrudan karşılıklı temas, güven ve toplumsal barış üzerine deneyim kazanarak atılan bu adımı somutlaştıracaktır.

Son söz

“Şiddet dün vardı, bugün var, yarın da var olacak.” Bu uzun ve sabırlı yolun kalıcı çözümü cezai yaptırımlardan ziyade eğitimdir. Eleştirmenin değil değiştirmenin etkili bir adım olacağı bu süreçte teorik bilgi hegemonyası yerine küçük pratik adımlar atılmalıdır. İşbirliği ve dayanışmayı geliştiren etkinliklerle projeler, toplumlararası ve gruplar arası olacak şekilde planlanıp hayata geçirilmelidir.

Toplumlararası bu diyaloğun geliştirilmesi her iki toplumun iç dinamiklerine de olumlu yansıyacaktır. Bu olumlu yansıma her iki toplum içerisindeki farklı din, dil, ırk, kimliğe sahip bireyler arasında yaşanan kültürler arası çatışmaları en aza indirecek ve yerini uzlaşı kültürüne bırakacaktır.

Toplumsal ve toplumlararası barış; gruplar arasında eşitliğe inanan, çok kimlikli ve çoğulcu düşünebilen, barış kültürü değerlerini benimsemiş yurttaşlar yetiştirmekle mümkün olabilir. Ancak bu şekilde yetişmiş insanlar toplumsal değişime katkı koyarlar. Şiddet yerine barış kültürü ve sevgiyi ısrarla aşılamamız gerekiyor.

Gandhi’nin de dediği gibi, “Barışa giden yol yoktur, barışın kendisi bir yoldur”

 

 

Kaynakça

http://www.akademikbakis.org/eskisite/28/25.pdf

http://www.sivilakademi.com/siddet-ve-toplum-uzerine/

http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2011-1/2011-1-10.pdf

http://www.ahdr.info/ckfinder/userfiles/files/POLICY%20PAPER_FINAL%20LR(1).pdf

2000’li yılların eğitim modeli, KTÖS

KTÖS 41. Dönem Çalışma Raporu

http://www.yeniduzen.com/zehirli-egitim-90417h.htm

http://www.yeniduzen.com/baris-kulturu-egitimi-83434h.htm

http://ktos.org/toplumlararasi-cocuk-korosu-kuruluyor/

http://ktos.org/okullarimizi-imagine-egitim-programina-katilmaya-davet-ederiz2017/

İki Toplumlu Eğitim Komitesi “IMAGINE” eğitim programı

http://ktos.org/cocuklarin-cocuk-olma-haklari-vardir/

http://www.yeniduzen.com/baris-kulturu-egitimi-83434h.htm

http://www.hurriyet.com.tr/baris-kulturu-icin-baris-egitimi-40011521

 

not: Bu yazı GAİLE’nin 450. Sayısında yayınlanmıştır.

Reklam

Yorum Yap