“Bu sürecin efsaneleştirilecek bir tarafı yoktur”

Süreç hızlandı… Kıbrıs sorunu Cenevre’ye taşınmak üzere… Peki, bizi neler bekliyor?

2 yıldır devam eden çözüm müzakerelerini ve önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan Cenevre sürecini sendika ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle konuşuyoruz.

Bugünkü konuğumuz, Mağusa İnisiyatifi’nden Mertkan Hamit…

Soru: Kıbrıs sorunundaki son iki yıllık süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: İki yıllık süreç sıradan bir diplomatik müzakere olsaydı yapıcı olarak değerlendirilebilirdi. Ancak on yıllardır devam eden bir sorun görüşülüyor. İnsanlar da bu meseleden sıkılmıştır. Bu yüzden masada görüşülen onlarca uzlaşma olabilir ancak uzlaşmaların bir kısmı zaten doğası gereği varacağımız sonuçlardır. O yüzden bunlara odaklanmanın sürece eleştirel yaklaşmayı engelleyeceğine inanıyorum. Sonuçlanmasından bağımsız olarak süreci ölçeceksek bakacağımız şey siyasi kararlılıktır. Yani süreci götüren liderler ve ekipleri bu konuda siyasi kararlılıklarını ortaya koyarak risk alabildiler mi?

Sürecin tümüne baktığımda genel çerçevede bilinen dışında yapılan tek hareket Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı’nın toprak oranı konusunda %29.2’lik oranı ortaya koymasıdır.

Tabi “%29 artı” Denktaş’ın ortaya koyduğu bir pozisyondu o yüzden alışılmışın dışında bir oran değil, ancak süreç içerisinde benim görebildiğim neredeyse tek açılım budur. Harita konusunda zaten nasıl bir açılım yapıldı bilemiyoruz, daha çok spekülasyon ile bu konularda duyumlar alıyoruz ama orada da yapılacak olanın Omorfo ile ilgili bir düzenleme olduğu kesin. Bunun, bu aşamada karşılık bulmadığını biliyoruz. Bu konuda açılım yapılma ihtimali kapatılmış değil ama kapsamlı çözüm müzakeresi açısından baktığımda süreci değerlendirip kararlılık beyanı olarak görebileceğim tek anlamlı örnek budur.

Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis’in görüşme masasında olumsuz bir resim çizdiğini söyleyemem.

Ancak bitirici adımlar atıp atmadığı konusunda kuşkularım olduğu kesin. Yine bu yorumu kapsamlı çözüm müzakeresi kapsamında yaptığımı söylemeliyim. Kıbrıslı Türk toplumuna yönelik siyasi kararlılığını temsil edecek esas adım dönüşümlü başkanlık ve etkin katılım meselesi olmasına rağmen burada bir açılım yapılmadığını biliyoruz. Bu adımları atamadığı sürece Anastasiadis’in sürece katkısı sınırlı olacaktır. Sanırım tali konularda çözümler bulundukça, esaslı meselelerde gerçek siyasi kararlılık gösterilecek konulara sıra gelmiştir.

Süreci ölçeceğimiz bir diğer nokta ise liderlerin vermiş oldukları sözlerdir. Liderler öncelikle 11 Şubat ortak açıklamasına sadık kalacaklarını söylemişlerdi.

Bu açıdan anlaşmanın bir maddesi “Suçlama Oyunlarından Kaçınmak” şeklindeydi. Malesef suçlama oyunlarından iki lider de kaçınmadı. Bazen kendileri, bazen sözcüleri bazen de dolaylı olarak suçlama oyuna giriştiler. Sadık kalacakları metni ikisi de ihlal ederken, ardından müzakere prosedürüne yönelik tutumlarında birbirlerini eleştirmekten geri kalmadılar. Ancak, bir deklerasyonda her madde eşit derecede öneme sahiptir. Nasıl ki tüm konular birbiri arasında görüşülmesi gerekli ve önemlidir. Suçlama oyununa girmemek de önemli ve gereklidir. Suçlama oyununa girip, ardından başka bir maddenin ihlal edildiğini söylemek diplomatik bir oyundur ancak üçüncü gözler için samimiyetten uzaktır.

Son olarak 11 şubat metninde uygulanması gerektiği ortaya konulan, ardından da liderlerin ilk görüşmesi sonrasında deklere ettikleri Güven Yaratıcı Önlemler meselesi vardır. GYÖ’lerle ilgili olarak kapılar, mobil şebekeler, elektrik hatları gibi kararlar vardı. Bunlar kamuya deklere edilmiş sözlerdi. Süreci değerlendirebilmek için biraz da verilen sözlerin tutulup tutulmadığına bakmak gerek. Bu konuda sebebi kim ya da ne olursa olsun iki taraf da başarısız olmuştur. Tüm bunların ışığında en baştaki soruyu cevaplamam gerekir. Bana göre süreç ağır aksak ilerlemiş ve vasat bir şekilde geçmiştir. Bu sürecin efsaneleştirilecek bir tarafı yoktur. Ancak sonuç alıcı olma şansı hala daha vardır. Bunun için de gerekli olan siyasi kararlılıktır.

 

Soru: Önümüzdeki haftadan sonra Cenevre’de yeniden başlayacağı planlanan görüşmelerden beklentiniz nedir?

Cevap: Ben genellikle siyasi kararlılık varsa bu mesele çözülebilir bir meseledir diye düşünüyorum. Cenevre’deki süreç, gerçekleşecek mi sorusunun bile yüzde yüz evet olduğunu söylemekten kaçınıyorum. Hala daha bir tür “Grexcuse” durumu yaşayabiliriz. Yunanistan’ın durumu oldukça karışık, Kıbrıs konusunda AB’den birşey koparmadan adım atmayacağı kesin gibi. Malesef Kıbrıslı Rum liderliği süreç içinde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Yunanistan’ın koz olarak kullanabileceği bir duruma itmiştir. Bu yüzden Yunanistan kendi önceliklerini ortaya koyarak, zamana oynayabilir. Böyle bir durumda Kıbrıslı taraflar arasında birini suçlamak mümkün olmayacak ve Yunanistan’da muhtemel genel seçimlerin ardından, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yapılacak başkanlık seçimleri ardından siyasi irade mevcutsa yeniden bir araya gelmeleri mümkün olabilir. Ancak, bu söylediğimin aksine Cenevre’de görüşülecekse artık tarafların oradan kahraman olarak ayrılması gerekecek. Mola gibi talepler meşruluğa sahip olmayacak.

Anastasiadis’in seçim öncesinde olduğunu kabul ettiğimizde esas iletişim kampanyası ihtiyacı duyan o olacağını söyleyebiliriz. Ancak kampanyanın temasını belirleyen gidişat olacak. Eğer Garantilerle ilgili Türk tarafı uzlaşı noktası yaratırsa o zaman bunu toplumuna kabul ettirebileceği bir yolu izleyebilir. Bu sefer Cenevre sonrası bir başarıdan söz edebiliriz. Eğer garantilerle ilgili Türk tarafı uzlaşmazsa o zaman zaten bütün dönüşümlü başkanlık, etkin katılım, nüfus vs.. gibi “tavizlere” rağmen uzlaşmaz olan tarafın Türkiye olduğu tezini Kıbrıslı Rumlar kanıtlamış olurlar. Bu noktadan sonra da Anastasiadis milliyetçilik kartını açabilir. Aynı zamanda meşru olarak da süreci Türk tarafının garantilerle ilgili tutumu tıkamış olursa, Kuzey Kıbrıs’ın kendi başına yürüyebileceği bir yol olmaz. Böyle bir senaryo ortaya çıkarsa “kadife ayrılık” diye lanse edilen ama aslında kuvvet kullanılarak yaratılmış bir yapının meşrulaştırılma durumunun gerçekleşeceğini de düşünmüyorum. Tüm bu konuların ışığında kesin bir tarih teyit edilmediği için ben Cenevre’nin gerçekleşmeme ihtimaline dair kuşkularımı saklı tutuyorum.

Dediğim gibi bir “Gr-excuse” durumu ile karşılaşabilir ve süreç 2018’e sarkabilir. Ancak gerçekleşirse, Cenevre’nin belirleyici öneme sahip olacağına inanıyorum.

Mertkan Hamit – Mağusa İnisiyatifi

Söz Kıbrıs