Peki ne değişti?

153 Shares

Mustafa Diker. Bu ismin hafızalarınızda yeri var mı hâla?

Yıllar önce bugünlerde Mustafa’nın ölümüne sebep olanlardan birinin kararı verildi… Mustafa’nın ismini, yüzünü, Mustafa’yı ölüme götüren sorumluları ve hikayesini hiç unutmayalım, unutturmayalım diye yıllar sonra yine kaleme alıyorum bu yazıyı.

Bizim ülkemizde çocuk haklarını, çocuklarımızı korumak için alınması gereken önlemleri çocuklarımızın isimleri manşetleri cinayet haberi olarak doldurunca hatırlıyoruz. Çocuklarımız şiddete, cinsel istismara ve ihmale maruz kalınca, yüzleri hafızalarımıza bir utanç olarak kazınınca hatırlıyoruz.

Mustafa aramızdan ayrıldığında henüz 7 yaşındaydı. Uzun süre ihmal edildi, istismara uğradı, ve sonunda ölüme terk edildi. Mustafa öldü.

Mustafa öldü çünkü devlet Mustafa’ya sahip çıkmadı. Toplum Mustafaya sahip çıkmadı.

Mustafa’nın ölümünün sorumluluğu ailesinin göçmen ve fakir oluşuna, Kıbrıslı ve vatandaş olmamasına yüklendi. Anlayacağınız, “fellahtır herşey beklenir” diyoruz ya, çocuk istismarı ve cinayet dahi normalleştirilmişti küçük Mustafa gibiler için… Halbuki, Kıbrıslı olsaydı kimse yakıştırmayacaktı belki de ölümü onun kücük bedenine…

Lakin, ölüm hiç bir çocuğa yakışmaz…

Bu yüzdendir ki bu olaydan çıkarılması gerekilen dersler hiç çıkarılamadı ve öğrenmemiz gerekenleri hala öğrenemedik, ve çocuklarımız bu ülkede korumasız hala.

Devlet, Mustafa’nın istismar edilmesine şahit olan komşuların arayabilecekleri bir ihbar hattı sağlamamıştı ve Mustafa’nın yaşadığı bölgedeki polis ve eğitimciler, Mustafa’nın durumunu fark edip önlem alabilecek bir donanıma sahip değildi.

İçinde yaşadığımız sistemi değiştirmek ve başka çocukları koruyabilmek hepimizin görevi olmalıdır denmişti,

peki ne değişti?

Yıllar geçti, Mustafa’yı o evde yaşamaya mecbur bırakan ve yaşadığı şiddete sessiz kalan kamu kurumları hesap vermedi.  O günden bu güne çocuk hakları konusunda politikalar hala değişmedi. Mustafa’yı ve Mustafa gibileri görmezden gelen sistem değişmedi.

Değişseydi, henüz daha bu yılın başlarında Lefkoşa surlaricinde ikamet eden çocuklarımızın bir Kıbrıslı Türk mimar tarafından cinsel istismara maruz kaldıkları çok daha önceden tanınabilir, çocuklar için adaleti sağlayabilirdik. Fakat bunu da başaramadık. İstismarcıları yurt dışına kaçarken, çocuklar da Mustafa gibi göçmen çocukları ve vatandaş olmadıkları için haberlerde dahi yer bulmaya layık görülmemişti.

Bugünlerde Atatürk Öğretmen Akademisi’nin kapatılmaması hakkında bir çok şey yazılıp çiziliyor, ama kimse çıkıp ta “Biz aile içi şiddeti tanıyan eğitimciler yetiştiriyoruz” deyemiyor.

Okullarda öğretmenler hala çocuk istismarı eğitimlerinden geçirilmedi ve hala eğitim kurumları çocuk istismarını ve ihmali tanıyabilecek öğretmenler yetiştirmiyor.

En mühimi ise, ülkemizde “Çocuk İstismarı ve Önleme Yasası” hala hayata geçirilmedi!

Peki daha neyi bekliyoruz?

Kaç çocuğun daha canı yanmalı? Kaç manşet daha, kaç mahkeme daha, kaç çocuğumuzu daha göz göre göre bu sistemin kurbanı edeceğiz?

Eğer ülkemizde aile içi şiddet, çocuk istismarı ve ihmali hakkında gerekli toplumsal farkındalık ve bilinç yaratılabilmiş olsaydı, devlet koruyucu ve önleyici tedbirler yoluyla küçük Mustafa’yı ve Mustafa gibileri kurtarabilirdi.

Ne yazık ki devlet insanlarımız, var olan sistemi değiştirmek yerine çocuklara karşı sorumluluklarının siyasi amaçlı etkinliklerde çocuklarla verdikleri mutlu fotoğraf karelerinden ibaret olduklarını sanıyorlar.

Bu ülkede çocuklarımız için adaleti hala sağlayamadık ve ben bu toplumun bir vatandaşı olarak hala suçluluk hissediyorum.

Çocuk hakları ile ilgili politikaların düzenlenmesi için ülkeyi sarsan bir olaya ihtiyacımız mı var? Bu yazıyı çocuk istismarı hakkında haberlerin gündemde olmadığı bir günden, ve benzeri acı haberleri bir daha okumama dileği ile yazıyorum.

Mustafa Diker anısına…

Değişim umuduyla, mücade içinde kalın!