KTÖS: “TC YETKİLİLERİ VE ADADAKİ İŞBİRLİKÇİLERİ BİZLERİ SICAK ÇATIŞMA İLE YÜZ YÜZE GETİRMİŞTİR”

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, yazılı açıklamasında “Kıbrıs Türk Toplumunun uluslararası siyasi statü kazandığı Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde bir mücadele vererek, Kıbrıs’ta çözüme ulaşma yerine “maceralar” peşinde koşan Türkiye yetkilileri ile adadaki işbirlikçileri, diplomatik hatalarla bizleri yine sıcak çatışma ile yüz yüze getirmişlerdir” ifadelerini kullandı.
Elcil “Savaş, kan, gözyaşı, göçler, kayıplar ve acılar demektir. Kıbrıslıların savaşa değil barışa ihtiyaçları vardır. Suriye’de, Irak’ta ve Türkiye’nin Güneydoğusunda yarattığınız yıkımın bölgemizde yaşanmasına ASLA iznimiz yoktur!” dedi.

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil imzasıyla yayımlanan açıklamanın tam metni şöyle:

Kıbrıs Türk Toplumunun uluslararası siyasi statü kazandığı Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde bir mücadele vererek, Kıbrıs’ta çözüme ulaşma yerine “maceralar” peşinde koşan Türkiye yetkilileri ile adadaki işbirlikçileri, diplomatik hatalarla bizleri yine sıcak çatışma ile yüz yüze getirmişlerdir. Ayrılığı teşvik etmek için provokasyon amaçlı, camilere bile bomba koymaya varan zihniyetin yarattığı toplumsal çatışmalar, Rum milliyetçiliğini ve ırkçılığını teşvik etmiş ve karşılıklı çatışmalara zemin oluşturmuştur. 1963 yılındaki toplumsal çatışmaların ardında yapılan siyasi hatalar bizi bugünkü gergin ortama taşımıştır. Buna göre:
1- 4 Mart 1964’te 186 sayılı Birleşmiş Milletler kararına Türkiye onay vererek Kıbrıslı Rumların işgalindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmi olarak tanımış, sportif, kültürel ve siyasi işbirlikleri ile tanımaktadır.
2- “İstirdat Planı” çerçevesinde, yaratılan güvensizlik ve Rum faşistlerinin saldırıları gerekçe gösterilerek ayrılıkçı anlayışla hareket edilerek Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönülmemiş, oradaki hakları talep edilmemiş, talep edenler ya öldürülmüş ya da ülkeyi terke zorlanmıştır.
3- Faşist Yunan Cuntası’nın yaptığı darbe fırsat olarak görülerek, garantör ülke Türkiye tarafından yapılan askeri müdahale Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini tesis etme ve toprak bütünlüğünü korumasını öngören garantörlük sorumluluklarını aşmış, adanın demokratik yapısının değiştirilerek asimilasyon ve entegrasyon politikaları çerçevesinde adamızın kuzeyinin işgalini getirmiştir.
4- 1983’te Bağımsız Kıbrıs Türk devleti hedefi ile kurulduğu söylenen fakat idari olarak Türkiye’nin bir alt yönetimi olan siyasi rejimle Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklardan vazgeçilmiştir.
5- Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası herhangi bir örgüte üyeliğini engelleyen anayasa hükmüne göre Kıbrıslı Rumların idaresindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliğine üyeliğine 1994 yılında Tansu Çiler Hükümeti onay vermiştir.
6- Bülent Ecevit Hükümeti, AB üye adaylığı süreci karşılığında Kıbrıslı Rumların idaresindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye girişini, Helsinki’de yapılan zirvede resmi olarak onaylamıştır.
7- Kıbrıslı Türkler, Annan Planı’na 65% “evet” derken, T.C. ve işbirlikçi Kıbrıslı Türk siyasetçiler yüzünden 2003 yılında kaybedilen süreç nedeniyle, Kıbrıslı Rumlar 76% “hayır” demiştir. Annan Planı’nı uygulamaya koyup, çözüme katkı koyma yerine yeniden görüşmelere başlayıp, sonuçsuz toplantılarla süreç boşa harcanmıştır.
8- Güven yaratıcı önlemleri hayata geçirip iki toplumun ilişkilerini “normalleştirme yerine kapsamlı çözüm” peşinde koşularak çözüm engellenmiştir.
9- T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Başbakanı ile yaşadığı “one minute” gerilimi ve Türkiye’nin Mısır‘da radikal dinci Müslüman kardeşleri hükümet yaptıktan sonra yaşananlar, Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile olan ilişkilerinin bozulmasını getirmiştir. Bu gerilimleri fırsat bilen Kıbrıs Rum tarafının yaptığı ittifaklar, Türkiye’nin bölgede yalnız kalmasını getirmiştir.
10- T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yetkililerinin “Yeni Osmanlıcılık” anlayışı ile yaptıkları açıklamalarla saldırgan tutumları, güven vermekten ve ekonomik faydayı ön plana çıkaran anlayıştan çok uzaktır.
11- Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ellerinde tutan Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği ve ABD’nin desteğini arkalarında hissetmeleri, çözüm konusundaki motivasyonlarını düşürdüğü gibi, Kıbrıs Rum Liderliği, Türkiye’nin ve işbirlikçi Kıbrıs Türk Liderliğinin yaptığı siyasi yanlışların getirdiği avantajları ve Kıbrıs Türk toplumunun statüsünü düşürdüğü gerçeğinden hareketle Kıbrıs Türk toplumunu dışlayan bir tutumu resmi politika olarak benimsemiştir.
12- Ankara hükümetleri, dayatma politikalarına Kıbrıs Türk toplumunu dini ve kültürel baskı altında tutup yok oluşa sürüklerken, bir yandan da “Kıbrıs Türk toplumunun haklarını savunuyoruz” söylemi yapması ikiyüzlü bir siyasettir.
13- Bölgemizde bulunan hidrokarbon zenginliği, Türkiye’nin iştahını kabartmış ve bu çerçevede Kıbrıs Türk toplumunu dışlayarak Kıbrıs Rum yönetiminin egemenliğindeki Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarıyla doğrudan görüşmeler yapılmış ve yapılmaktadır.
14- Her zaman olduğu gibi emperyalizm, ABD ve Rusya arasındaki çekişme ile bölgemizde güç paylaşımı kavgasına girişmiştir.
Tüm bu yanlışların sonucunda sıcak çatışma ile siyasi hatalar örtülmeye çalışılmaktadır. Bilinmelidir ki savaşın mağduru her zaman masum insanlardır. Bu çerçevede Kıbrıs Türk toplumunun özne olacağı ve Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının öngördüğü temelde hak arama süreçlerini sonuna kadar sürdürmek ve her iki toplumun da açılımlar yapması gereklidir. Savaş, kan, gözyaşı, göçler, kayıplar ve acılar demektir. Kıbrıslıların savaşa değil barışa ihtiyaçları vardır. Suriye’de, Irak’ta ve Türkiye’nin Güneydoğusunda yarattığınız yıkımın bölgemizde yaşanmasına ASLA iznimiz yoktur!
Saygılarımla,
Şener Elcil
KTÖS Genel Sekreteri