Kalemimizde “KADIN”

Yakın geçmişte cinsiyetçi bulduğum bir haberi eleştiren bir yazı yazmıştım.

 

Nitekim, yayınlanamadı.

 

Ben de pek üstünde durmadım, bir köşeye kaldırdım. Hata etmişim ki şimdilerde aklıma takılmış, yine kaleme almak istedim…

 

Eleştirdiğim yazıların içeriğini tartışmayacağım, ama söylemeden geçemeyeceğim birşey var. Bazı başlıkları görünce beynimden vurulmuşa dönüyorum.

 

Herkesin bildiği gibi Kıbrıs’ın kuzey yarım adasında pek te ağzımızı açıp kimseyi eleştiremiyoruz, genelde kapının önünde buluyorsunuz kendinizi. Bizim ülkemizde yapılan yanlışlar yalnızca başka’ları yapınca yanlış. Toplum olarak yaptığımız en büyük hata olduğunu düşünüyorum. Göz yummak ve sessiz kalmak.

 

Bu hataya yine düşmek istemedim ki, tekrardan yazıyorum bu yazıyı.

 

Kendimiz’den kimseler her ne yaparsa yapsın nasıl beceriyoruz bilmiyorum ama tolerans dağarcığımız birden yükseliyor, herşeyi kabul edebiliyoruz. Yakıştıramadığımızdan mı, yoksa dile getirmenin ayıp olduğunu mu düşünüyoruz bilmiyorum.

 

Geçenlerde barış gazeteciliği üzerine bir kitap okuyordum, kitapta tam da şöyle diyordu; “Günümüzde gazetecilik öteki olarak kadın’ın, tercihen de öteki(nin) kadını’nın bedeni üzerinden yürüyen söylem trafiği…”

 

Doğruluğuna o kadar çok katıldığım bir görüştür ki aklımın bir köşesine kazınmış, okuduğum günden beri daha bir dikkatli gözlerle inceliyorum haberleri.

 

Dedim ya, bazı haberleri görünce beynimden vurulmuşa dönüyorum.

 

Kadına yönelik şiddetin günden güne arttığı bir çağda yaşıyoruz. Kadınlar yaşamın her alanında ve her gün her türlü şiddetle mücadele etmek zorunda kalıyor.  Bu konuda yürüyecek çok uzun yolumuz var ada yarısında, lakin umutsuz değilim.

 

Geçmişte insanlara “Kıbrıs’ta kadına yönelik şiddet var mı?” diye bir soru yönelttiğinizde bunu asla kabul etmez, Kıbrıslı’lara yakıştırmazlardı. En azından görüyorum ki artık biraz da olsa aile içi şiddet konusunda farkındalık kazanmaya başlıyoruz. Aksi de mümkün olamazdı zaten, çünkü Kıbrıs’ta kadına yönelik şiddet git gide artıyor ve bu gerçeklik her gün okuduğumuz gazetelerde ve dinlediğimiz haberlerde yüzümüze vuruluyor zaten.

 

Her üç kadından birinin psikolojik, fiziksel ya da cinsel şiddet gördüğü, kadınların iş hayatında, siyasette, eğitimde, aile yaşantısında ve daha bir çok alanda bin bir zorlukla karşılaştığı bu çağda, biz yazarlara ne görev düşüyor peki?

 

Ben önümüzde iki seçenek görüyorum.

 

İlk seçeneğimiz erkek egemen toplumda kadına yönelik şiddeti kadın bedeni üzerinden yapılan haberlerle, kullanılan üslup ve habercilik anlayışı ile besleyen, bu yanlışa ortak olan, onu meşrulaştıran bir anlayış.

 

Diğeri ise, bu anlayışa karşı duran, kadına yönelik şiddeti sonlandırmak için verilen mücadeleye medya aracılığı ile katkı koyan, önlenmesini ve farkındalık yaratılmasını sağlayan bir yaklaşım.

 

Sizleri bilmem, lakin ben bedeli her ne olursa olsun ikincisinden yanayım.

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap