Eğitimde fırsat eşitsizliğinin bir başka boyutu / kalabalık sınıflar

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından hazırlanan 2017 yıllık eğitim raporunda kamusal alanda ortalama sınıf sayısının 21 öğrenci olduğu görülmektedir. AB’de bu ortalama 20, G20 ülkelerinde 24’tür. Spesifik olarak bu sayı İngiltere’de 26, Finlandiya’da 19, Fransa’da 23, Letonya’da 16, İsveç de ise 19’dur.

Hem ortalama sınıf sayısının ideal olması, hem de okul ortamlarının pratik becerileri artırmaya dönük düzenlenmiş olmasının eğitim öğretim süreçlerini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Japonya, Singapur ve Kore gibi PİSA uygulamasında yüksek performans gösteren ülkelerde de büyük ölçekli sınıflara, ideal öğrenci sayısına, alt yapıya ve öğretmenlerin niteliğine önem veriliyor.

Birçok ülkede ortalama sınıf sayısında ideali yakalamak adına maksimum ve minimum düzeyde sınıf sayılarına sınırlama konulmuş, sınıf sayıları belli bir kotayı aşmamak üzere korunmuştur. Kota sınırı, İngiltere’de 26, Malta’da 22’dir.

Adanın kuzeyindeki ilköğretimde sınıf başına öğrenci sayısı ortalaması 21’dir. Bu ortalama Girne bölgesi için 25’dir. Köy okulları dışarı bırakıldığında ortalama merkezlerde 30’un üzerinde olurken, bazı okullarda öğrenci ortalaması 34 civarındadır. Adanın en kalabalık okulu olan 23 Nisan İlkokulu’nda ortalama sınıf sayısının 34 olduğu görünmektedir. Karaoğlan İlkokulu’nda ise 5. sınıflar 40 öğrenci bir arada eğitim almaktadır.  Bu dengesiz dağılımın başını plansızlık, denetimsizlik ve iç göç çekmektedir.

İçişleri ve eğitim bakanlığı arasındaki koordinasyon eksikliğinden dolayı gelişim bölgelerinden doğan olası öğrenci nüfusu önceden planlanamamaktadır. Bununla birlikte yabancı uyruklular çalışma izni başvurularında, aileleri veya çocuklarının yaşı ile ilgili herhangi bir veri yoktur.

İngiltere’de yabancı işçiler, çalışma vizesi için başvurduğunda çocuklarının eğitim yaşını da beyan etmekte ve işveren işçinin çalışma iznini alabilmek için eğitim ve sağlık dahil, tüm vergilerini önceden ödemektedir. Bu denetim okul, sınıf ve diğer okul ihtiyaçlarının önceden planlanmasına imkan vermekte ve ilgili şirket sonradan ortaya çıkmış eğitim giderlerine ortak olmaktadır. Adanın kuzeyinde de benzer bir kriterler dizisine ihtiyaç vardır.

KKTC’de 1985 yılında yürürlüğe giren  “Öğretmenler Yasası” ilk 35 öğrenciye bir öğretmen, sonraki her 30 öğrenciye bir öğretmen verilir” şeklinde ifade etse de, artık bu sayı zaman aşımına uğramıştır. Son Milli Eğitim Şurası’nda ilkokulların 26, beş yaşın 20 ve dört yaşın 16 olması yönünde bir uzlaşı vardır.

İçinizden bir ses “biz de 40 kişilik sınıflarda okuduk” diyebilir. Bu mazeret sadece sorumluluktan kaçanlar için geçerli olabilir. Günümüzün çocuklarının hazır bulunuşları çok heterojen, farklı öğrenme yönlerine sahip, çok kültürlü bir yapımız var ve bilgi teknolojisi daktilo döneminden uzay çağına geçmiştir.

2017-2018 eğitim – öğretim yılında okulların kadro ve altyapı eksikliği ile açıldığı ve bazı okulların öğrenci kapasitesini aştığı gazete manşetlerine taşındı. Özellikle inşaat ve hizmet sektörünün plansız bir şekilde geliştiği Girne bölgesinde ve kolej yarışının hüküm sürdüğü diğer bölge merkez okullarında sınıf ortalamaları OECD, AB, G20 ülkeleri ve kuzey Kıbrıs eğitim şurası kararlarının çok üstünde bir ortalamaya sahip oldu.

Plansızlık, kalabalık sınıflar ve öğrenci nüfusunun yoğun olduğu okullar yaratırken, öğrencinin sınıf içerisindeki ve oyun alanındaki metrekaresini daraltmakta, öğretmenin bir ders saati içerisindeki öğrenci ile birebir ilgilenebilme oranını düşürmektedir.  Uluslararası okul standartları sınıf içinde öğrenci başına 2,5 metrekare, açık alanda 17 metre kare olmasını öngörüyor. Nitelikli bir ders için ilköğretim küçük sınıflarda 2 dakika, büyük sınıflarda 1,5 dakika öğretmenin öğrenciye zaman ayırması gerekiyor.

“Amerika Öğretmenler Federasyonuna göre sınıf mevcudunun az olması; sınıf atmosferini iyileştirir, öğrenci dikkatini artırır, öğretmenin farklı yöntem ve teknik kullanmasına imkan sağlar, öğrencilerin birbirlerini rahatsız etmesini önler, gürültüyü azaltır, öğretmen öğrencileri daha iyi tanır, öğrencinin ihtiyaç ve özelliklerini dikkate alır, disipline daha az öğrenmeye daha fazla zaman ayrılır. “

2017-2018 Eğitim – Öğretim yılında Girne  23 Nisan İlkokulu’nda okulun öğrenci nüfusu  1000’i aşmıştır. Girne Maarif Anaokulu, Alsancak İlkokulu, Çatalköy İlkokulu, Karaoğlanoğlu İlkokulu,  Karakum Anaokulu,  Şht. Hasan Cafer İlkokulu, Ozanköy Anaokulu, Lapta İlkokulu, Lapta Anaokulu, G.Mağusa Polatpaşa İlkokulu, Karakol İlkokulu, Alasya İlkokulu, Şht. Hüseyin Akil İlkokulu, G.Yurt Özgürlük İlkokulu, Lefkoşa 9 Eylül İlkokulu, Şht. Ertuğrul İlkokulu, Gönyeli İlkokulu ve Gönyeli Fazıl Plümer Anaokulu’nda öğrenci artışları okul kapasitesinin aşılmasına neden olmuştur.

Eğitim Bakanlığı yeni okul inşaatları ve geniş sınıflar ile yoğunluğu azaltmak yerine, ek sınıf inşaatları veya branş odalarının bozularak sınıfa dönüştürülmesi aracılığı ile okullarda öğrenci yoğunluğunu artırmıştır.

Branş odalarının bozulması eğitimde bir başka sorunu ileriki yıllarda gündeme getirecektir. Çocukların sosyal becerilerini geliştiren, çok yönlü bireyler olmasına fırsat veren branş derslerinin uygulama alanlarının beton yığınlarına dönüştürülmesi eğitimde kanayan açık yara olacaktır.

Finlandiya, Hollanda, Danimarka, Singapur ve onları takip eden ülkeler eğitim müfredatlarında çocuklara daha fazla pratik, daha fazla oyun ve daha az ders sunmanın cevaplarını ararken, adanın kuzeyinde çocukların oyun alanlarının daraltılması, kalabalık sınıflara doluşması ve okulların kendi imkanları ile inşa ettiği branş odalarının klasik eğitim sınıflarına dönüştürülmesini izleyeceğiz.

Oyun alanlarının ve pratik uygulamaların önemini anlamak için Finlandiya’daki yeni eğitim sistemine bakmalıyız.   Tüm dersler yeni sisteme göre kaldırılıyor. Bu değişiklikle beraber de dersliklerde fizik, matematik, edebiyat, tarih ya da coğrafya gibi ‘konu dersi’ olmayacak. Yani bizim matematik, Türkçe vb. dersler için branş odalarını bozduğumuz klasik sınıflara ihtiyaç kalmayacak.

Yeni sisteme göre, Finlandiya’da konu bazında gerçekleştirilen dersler yerine, öğrencilere olaylar ve etkinliklerle disiplinler arası formatta bir eğitim verilecek. Her 45 dakikada bir 15 dakikalık teneffüsler olacak ve öğrenciler okulda en fazla günde 5 saat kalacak. Öğrenciler en erken 7 yaşında okula başlayacak.

Finlandiya Eğitim Bakanı Marjo Kyllonen’in eğitim sistemindeki bu değişikliğin sebebini açıklayan kısa ve net beyanı şu şekildeydi: “Bizler hala 19. Yüzyıl’ın ihtiyaçlarına yönelik eski moda bir eğitim sistemiyle hareket ediyoruz. Oysaki 1900’lü yıllardan bu yana çok şey değişti ve bizler de artık 21. Yüzyıl’ın ihtiyaçlarına göre bir eğitim sistemi planladık.”

Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi’nin de geçmişe yönelik sanrılardan sıyrılıp, geleceği inşa eden bir eğitim sistemi geliştirmesi siyasi partilerin ve sivil toplumun politik önceliği olmalıdır.

Okullarımızda kalabalık sınıflar önemli bir sorun olarak karşımızda duracaktır. Nüfusu 150’yi aşmış toplulukların kendi kendini yönetmesinin zor olduğu gibi, kalabalık sınıflarda da sınıf yönetimi zordur. Oyun alanın daraltılması,  betonlaşma ve pratik ders alanlarının heba edilmesi ile eğitimdeki nitelik daha da düşecektir.

Kalabalık sınıflarda çağdaş bir eğitimin verilemeyeceği açık ve nettir. Mehmet Erden’e göre “öğrenci sayısı az olan sınıflarda daha çok sayıda öğretim yöntemi kullanılabilir. Öğretmene ek zaman sağlar, her öğrenciye daha fazla zaman ayırabilir, öğrenci gelişimini daha kolay izleyebilir, sınıfı daha etkili yönetebilir, etkin öğrenmeyi kolaylaştırabilme imkanı verir.”

Çocuğuna nitelikli eğitim isteyen her aile ve eğitimden anlayan herkes kalabalık sınıfların ve okulların fırsat eşitsizliği yarattığını bilir.

Üzücü olan ise Eğitim Bakanlığı’nın bunu bilememesi…

 

Kaynakça:

 

Bu yazı Gaile dergisinin 8 ekim tarihli 437.sayısında yayınlanmıştır.

 

Yorum Yap