BOŞ UMUTLARIN ÖLDÜĞÜ YERDE YEŞERİR ASIL UMUTLAR

177 Shares

Uyumadık…
Ve bekledik…
Sabahın dördüne kadar…
Sonra da hiç uyuyamadık…
Çöktü, nasıl çökerse Lefkoşa surlariçinde cumbalı, harap eski bir bina…
İsviçre’deki o kayak merkezinde binalar ahşap ve sağlamdı oysa…
Çöken onlar olmadı zaten…
Bizim oraya taşıdığımız bina oldu…
Temeli sağlam değildi çünkü…
Bütün malzemesi hileliydi…
Bunun için çöktü…
Sabaha karşı…
Tam da minarelerden ezan okunurken…
Sokaktan geçen belediye çöp aracının gürültüsü ezana karışırken…
Ve umut dağıtımında herkesi sollayan arkadaşımız kayak merkezinden “yüzde yetmiş” siye son bir mesaj daha atarken çöktü…
Sıcak, bunaltıcı bir gece…
O yaşlı kadınların kapı önlerinde mulihiya soyarken “hiç esmez” dedikleri gecelerden bir gece…
Bir bodiri zivaniya içtim…
Bir dilim kara ekmek ve küflü peynirle…
Karanlığa baktım balkondan…
Sessizliğe…
Çöküş seslerini duyan olmamıştı pek…
Duysalar sokaklara fırlamazlar mıydı?
İşte karşımda yıllardır mitinglerle sloganlarla…
Vuvuzelalarla ve davullarla inleyen meydan…
Bomboş…
Sokak lambaları yanmıyor…
Ve o kayak merkezinden gelecek ayrıntılar da artık beni ilgilendirmiyor…
Sabahleyin bu kaza haberi ile uyanacaklar…
Direksiyon hakimiyetini kaybeden ölü ve yaralıları bulacaklar karşılarında…
Her günkü gibi düşecekler yollara…
Denize sıcak bir güneş doğacak…
İhtimal Moskova’daki dostum bana yeni bir mesaj atacak…
Latin harfleriyle yazılmış birkaç satır…
Ne yapacağım bugün…
Kahve içeceğim…
Babutsa yiyeceğim…
Gördüğüm herkese “mutlu musun?” diye soracağım…
Bana sorulan sorulara cevap vermeden gülüp geçeceğim…
Rodrigez’i dinlemek istiyordum kaç gündür…
Onu dinleyeceğim…
Bugün her günkünden farklı olmayacak bilirim…
Ama yine de yeni bir hayatın başlangıcı olduğundan eminim…
Dünkü gibi görmüyorum artık hiçbir şeyi nereye baksam…
Bu şehir…
Bu sokaklar…
Bu hisarlar…
Hatta gaz lambasının titrek alevinde kıpırdayan hatıralarla dolu o ev bile…
Artık eskisinden daha az benim…
Bugün burası daha az benim…
Daha çok Türkiye…
Bundan sonrası hep Türkiye…
Kıbrıs karşı yakada kaldı…
Biz Türkiye’de kaldık…
Kurtardılar bizi artık çözüm derdinden de…
Şimdi şurdan sapsam Lokmacı’ya çıkarım…
Kocaman saksılardaki zeytin dallarında olmayan çözümün ve barışın yadigarları, yün iğnesi ile işlenmiş yürekler…
Hala orda mı arkadaşlar…
Dansederler şarkı söylerler mi?
Umutlu olmak güzel, ama mücadelesi olmayan umut ne işe yarar…
Her yerde, her şeyde, hep beraber diyebilmek için onbinler vermedi mi sekiz binini?
Kanla kirlenmiş toprağı kalmayan bu adada, dileklerle ve dualarla, davullu sloganlarla istediğimiz limana varmak kolay mı?
Meşruluğunu çoktan yitirmiş olan hayatımızda bize ne kadar yasak konmuşsa, onları çiğnemeden çıkabilir miyiz bu karanlık tünelden aydınlığa?
Bütün kapılar kapandı işte…
Barbarlarla başbaşa kaldık…
Bundan sonrası ne?
Masa devrildiğine göre, bize direniş barikatları lazım…
Türk, Rum, Maronit, Ermeni…
Hep birlikte…
Bu direnişte hem çözüm ve de hem garantör ile asker isteyenleri almayacağız aramıza…
Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar…
Hassasiyetleri bu, ama bu hassasiyetin haysiyet ile hiçbir alakası yok…
Boşuna üzüldük demesinler…
İnanmam…
Garantör ve asker istemiyorlar mıydı?
İşte sevgili garantör ve sevgili askerleriyle başbaşa kaldılar…
İstediklerini elde ettiler…
Tek vücut oldular!
***
Kurun sofrayı haydi…
Tasalanmayın…
Gam çekme zamanı değil şimdi…
Asıl umut boş umutların öldüğü yerde başlar…
Barbarların şöleni sürmez sonsuza kadar!

Şener Levent
8 Temmuz 2017