AÖA, Çölde Yemyeşil Duran Zeytin Ağacımız

Reklam

Malta, Kıbrıs’ın tamamından 30 kat daha küçük, kuzeyinden ise 10 kat daha küçük bir adadır. Nüfusunun %95’i Maltalıdır. Maltalıların çoğu yüksek öğrenimini Malta Üniversitesi’nde tamamlamaktadır. Çağ nüfusunun %45’i üniversite veya yüksek okullara devam etmektedir. Ülkede bazı üniversitelerin kampüsleri veya küçük çaplı özel üniversitelerde bulunmaktadır.

Malta Üniversitesi’nin web sitesini ziyaret ettiğinizde “üniversitenin genel rolünün bilincindeyiz, ülkenin ihtiyaçlarına cevap verebilecek uygun ve zamanında kurslar üretmeye çalışmaktayız” ifadesi ile demokratik ve özerk bir anlayışla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Malta Üniversitesi 1769 yılında kuruldu. Üniversite, köklü bir tarihe sahiptir. Üniversite, kritik alanlarda uzmanlık sağlamak için ülkenin altyapı ve endüstriyel ihtiyaçlarına da cevap verebilmek üzere yapılandırılmıştır.

Yılda 3.000’in üzerinde öğrenci, çeşitli disiplinlerden mezun olmaktadır. Üniversitedeki lisans dersleri, endüstri, ticaret ve kamusal meselelerde genel olarak önemli rol oynayacak araştırma tecrübesi ile yüksek nitelikli profesyoneller üretmek üzere tasarlanmıştır. Üniversite tarafından yönetilen Junior College’da 2.300 poli-teknik öğrencisi bulunmaktadır. Üniversite’nin 14 fakültesi, 103 bölümü, 19 enstitüsü, çeşitli alanlarda 11 araştırma merkezi, kara amacı gütmeyen 7 işletmesi vardır.

Bunun yanı sıra üniversite, performans sanatları ve uluslararası vakıf okuluna sahiptir. Üniversite’nin 600 akademik personeli ve 450’si Erasmus programından, 1000 tanesi AB ülkeleri dışından olmak üzere ile toplamda 11.500 öğrencisi var. Bunun yanısıra 92 ülkeden 450 yabancı öğrenci üniversitede eğitim almaktadır. Maltalılara ve AB vatandaşlarına tam zamanlı lisan eğitimi ücretsizdir. Bazı programlarda öğrenciler maddi destek almaktadır. Üniversite, GCE Advanced Level, Uluslararası Bakalorya veya American Advanced Placement System ve Advanced International Certificate of Education (AICE) sertifakasını kayıt için kabul eder. Maltalılar özel üniversiteleri teşvik edip eğitimi metalaştırmayı seçmediler. Üniversitenin ve dil okullarının ekonomi içerisindeki yeri düşük yüzdeliklerdedir.

Devletin politikası kaliteli eğitim hizmeti sunmak üzerine kurulmuştur. İngilizlerden ödünç alıp, ileri derecede geliştirdikleri “İngilizce dilini” dünyanın her yerinden gelen öğrencilere öğretmek için dil okulları kurmayı tercih ettiler. Büyük çapta veya küçük ölçekteki dil okulları ile yılda 100.000 civarında öğrenciye hizmet vermektedirler. Her bir öğrencinin aylık eğitim, konaklama, diğer giderleri minumum olarak €2000-€2500 Euro civarındadır. Bu miktar ülke içindeki sektörler arasında paylaşılmaktadır.

Dil okulları devlet tarafından her ay büyük bir titizlikle denetlenmektedir. Adanın kuzeyinde ise üniversitelerimiz bilim üreten yerler olarak değil, eğitimi ticarileştiren yerler olarak tasarlanmıştır. Devlet mekanizması eğitimi sektör olarak algılamakta ve özel üniversite ile özel okullar kurulmasını teşvik etmektedir. Adanın kuzeyinde 93 bin civarı üniversite öğrencisi vardır. Bunun 15bini vatandaştır. Her bir öğrencinin yıllık okul, konaklama ve diğer giderler harcaması €17000 Eurodur.

Bu miktarın büyük bölümü üniversite patronlarına kalmaktadır. Her iki ülkenin öğrenci memnuniyetini karşılaştırmak ise size kalmış… Kıbrıs Türk Toplumu olarak böyle bir üniversiteye sahip olmayı haketmiyor muyuz?

ELBETTE HAKEDİYORUZ…

DAÜ’nün böyle bir üniversiteye dönüştürülmesi veya AÖA’nın eğitim-öğretim hizmetlerinin geliştirilmesi mümkün değil midir?

ELBETTE MÜMKÜNDÜR…

Bu hayalin gerçekleştirilmesinin önünde iki engel vardır. Biri yönetenler, biri de bizleriz. Adanın kuzeyinde 1974’de kurdurulan ayrılıkçı rejim kabuk değiştirmiştir. Süreç içinde sosyal devlet rolünden sıyrılıp, sermayeye hizmet eder noktaya gelmiş veya getirilmiştir.

Peşkeşin, özelleştirmenin, görevi kötüye kullanmanın normalleştiği bir ülkede yaşamaktayız. Böyle bir düzen içerisinde Atatürk Öğretmen Akademisi’nin ücretsiz eğitim vermesi, ülke şartlarına göre yeterli sayıda öğretmen yetiştirmesi, öğretmen adaylarının KTÖS’ün direngen ve laik çizgisine sahip olması sermayeyi, yobazları ve ona hizmet eden vekilleri rahatsız etmektedir. AÖA, çölde yemyeşil duran bir zeytin ağacıdır ve varlığından rahatsız duyanlar tarafından kesilmek istenmektedir. Hemşirelik yüksek okulu ve OTEM gibi meslek okulları benzer şekilde özel üniversitelere peşkeş çekilmiştir. Aynı senaryoyu KTHY ve sanayi holding sürecinde de yaşadık.

Elektirik üretiminin %50’si özelleştirilmiştir. İletişim sektörünün % 76’sı mobil hizmetlerdedir. Mobil hizmetleri özel şirketlerin elindedir. Peki biz toplum olarak gerçek anlamda daha iyisini talep ediyor muyuz? Bireysel olarak veya birkaç aydın olarak veya birkaç örgüt olarak talep ettiklerimiz değil, gerçek anlamda toplumun nitelikli çoğunluğu daha iyisini talep ediyor mu?

ELBETTE ETMİYORUZ…

2000-2004 arası ve 2009-2011 arası yüksek katılımlı mitinglerde bir değişim sinerjisi yakalandıysa da, toplumsal taleplerin devamını getirecek koşullar oluşturulamadı. Bu konuda herkes en kolay yolu seçti. Birbirini suçladı. Atatürk Öğretmen Akademisi’nin varlığının devamı da toplumsal mücadelenin bir parçasıdır. İngiliz döneminden elimizde kalan onurlu yapılardan belki de en önemlisidir. Misyonu hiçbir zaman bitmemiş ve gelecekte de bitmeyecektir. Atatürk Öğretmen Akademisi’ne sahip çıkmaktan başka çıkar yolumuz yoktur.

Reklam